"Televizyon Çocuğu" ile ünlenen, "Ayrılsak
da Beraberiz", "Yarım Elma" gibi dizilerle şöhretini perçinleyen Janset, Madame
Figaro dergisine konuştu. Aşk için "Hayatın ta kendisi" yorumunu yapan oyuncu,
evliliği ise gereksiz bulduğunu söyledi: "Evlilik gereksiz ve eskiden süregelen
bir kısıtlama prosedürü. Ve inanın mutsuz birlikteliklerin hepsi sevenin
sevdiğiyle yaşamasına izin verilmemesinden kaynaklanıyor bence."
Madame Figaro dergisi, bu ayki sayısında "Televizyon Çocuğu" ile ünlenen ve
"Ayrılsak da Beraberiz", "Yarım Elma" gibi dizilerle beğeni toplayan Janset’e
kendisiyle ilgili çağrışımlar yapan kelimeler verdi; o da bu kelimeler üzerinde
dilediği gibi kalem oynattı. Aşk için "Hayatın ta kendisi" yorumunu yapan Janset,
evliliği ise gereksiz bulduğunu söyledi.
TELEVİZYON ÇOCUĞU: Benim bu işin ne kadar emek, zeka, özveri, hazırlık
gerektirdiğini canlı kanlı görmemi sağlayan proje. Yaptığımız işi çok seviyorduk
ve incitmemeye özen göstererek hazırlanıyorduk. Bakmayın Okan’ın (Bayülgen)
herkese kaba davranıyormuş gibi göründüğüne; tanıdığım en hassas ve saygılı
insanlardan biri. Ve en çekindiği şey birini incitmek. Öyle bir şey hissettiği
an kıvranmaya başlar, kişinin gönlünü alana kadar terler döker,
üzülür. Enteresan bir hocaydı benim için.
MODELLİK: Çok güzel bir meslek ama kısa ömürlü, yazık. Hálá, sevdiğim
modacılar için objektif karşısına geçiyorum. Normalde röportaj çekimlerinde
kendi tarzımı sergilemeyi tercih ediyorum ama koleksiyonlarını beğendiğim
modacılar için de moda çekimi yapıyorum.
JAN PAÇAL: Güzel insandır Jan. Çocukluktan ergenliğe geçişte bir
kardeşin ne kadar etkili olabileceğini zaman geçtikçe daha iyi anlıyorum. Gözü
hep üstümdeydi, korumacıydı ama dikkat; baskıcı değildi. İnsan olmama değer
verdi her zaman, kardeşi olmamdan yararlanıp ego savaşına girmedi. İyi bir
gazeteci, çok iyi bir fotoğrafçı. Özgür ruh. Abim.
ÇERKEZ: Bu ülkenin en sevdiğim tarafı gerçek anlamda bir mozaik
olması. Ve bu özelliğe sahip çıkarak tüm dünyanın gözbebeği olabiliriz. Azınlık
kültürlerin özellikle korunması gerektiği görüşündeyim. Hiçbir yerde
rastlanmayan bir birleşim. Ben insanların Çerkez, Alman, Kürt, Ermeni, Fransız,
zengin, beyaz, siyah şeklinde ayrılmasını esefle kınıyorum. Benim eniştelerimden
biri Kürt ve kendisini dünyalara değişmem. Ne yapayım, ona düşman mı olayım? Çok
saçma! Evet Çerkez’im ve farklı bir kültürü bu topraklarda yaşatabiliyor
olmaktan mutluyum. Bunun böyle kalmasını, hatta daha iyiye gitmesini istiyorum.
Ne mutlu Türküm diyene.
PARA: Bu işe ilk başladığımda; yapımcıların duygu sömürüsü üzerine
boyun eğdiğim ve onları zengin ettiğim oldu. Sonra fark ettim ki; ucuz işlerini
seyredilir kılman sana teşekkür etmelerinden çok, ucuz olan senmişsin gibi
davranmalarına sebep oluyor. Akıllandım şimdi. Söz konusu işten para
kazanılıyorsa hakkım olan neyse onu istiyorum. Projelerde en önce kalite ve
niyet önemli benim için, para sonra geliyor. Hatta bazı organizasyonlarda para
sormuyorum bile. Hatta hatta bazı amatör projelere cebimden para çıkardığım bile
oluyor. Hayatımın merkezinde durmuyor ama yapmak istediğim projeleri hayata
geçirebilmem ve yaşayabilmem için paranın önemini biliyorum.
EVLİLİK: Gereksiz ve eskiden süregelen bir kısıtlama prosedürü. Ve
inanın mutsuz birlikteliklerin hepsi sevenin sevdiğiyle yaşamasına izin
verilmemesinden kaynaklanıyor bence.
ÇOCUK: Tecavüzcüler, katiller, hırsızlar, politikacılar da bir
zamanlar çocuktu. Çocuğun potasyumunu eksik etmemek lazım geldiğini Cem Yılmaz
(bkz: DVD) çok güzel anlatmaktadır. Sokaklarda bırakılan, bakım ve eğitime
muhtaç bu kadar çocuk varken insanların bakamayacakları çocukları 20 lira uğruna
doğurmalarını vicdanım
anlamıyor.
Doğurulan çocuğa ayrılan 20 liraları sokakta kalmış, evsiz çocukların bakımı
için kullansalar daha insani olmaz mı? Geleceğini sokaklara bırakan bir ülkenin
yarınına güvenle bakması olası mı?
AŞK: Hayatın ta kendisi.
Çıplak geldik çıplak gideceğiz
OYUNCULUK: Dünyanın en güzel ama en ruh hastası işi. Şu aralar yeniden
oyuncu meslek birliği kurulma çalışmaları başladı ve gayet güzel ilerliyor. Tüm
oyuncular bu birliğe sahip çıkmalı. Bu birliktelik sağlanmadan pek parlak bir
geleceğimiz olduğunu sanmıyorum. Bütün oyuncuların aynı cümleyi söylemeyi
becerdiği gün bu memlekette çok şey iyiye doğru gidecek. Abartmıyorum, inanın.
Siyaset de buna dahil. Ne Kemal Sunal ne de ailesi (ki böyle onlarca isim
sayabilirim ama siz de biliyorsunuzdur canım) şu an içinde bulundukları
çaresizliği hak ediyorlar. Eğer yapımcılar değerlerimize böyle sahip çıkıyorsa
ve sevmekten kastettikleri buysa, ne olur bizi sevmesinler. Olayın sevgi ile
ilgili kısmını seyirci ile yaşıyoruz biz, yapımcı ile işimiz tamamen matematik.
Ortada bir gönül borcu yok, gerçek olalım. Borç varsa da, alacaklı taraf biziz.
SOYUNMAK: Konunun "soyunmak" olarak ele alınması ucuz bir yaklaşım
gibi geliyor. Soyunman için bir sebep olmalı. Yataktan mı kalktın, tecavüze mi
uğradın, nedir? Evde durup dururken soyunuyor musunuz? Pornografik bir yaklaşım
ve sağlıklı değil. ’Banyo’ filminde, banyoda geceden kalma uyuyakalmış bir
kadını oynadım. Çıplak başlayıp, sonra giyiniyordum. Film aldatılan insanlar ve
çaresizliği anlatırken, magazin basını olayın sadece memesel kısmıyla ilgilendi.
Yazık oldu Süleyman Efendi’ye. Seyirciyi eğitmek basının elinde ve elindeki
silahı hiç doğru kullanmadığını düşünüyorum. Çıplak geldik çıplak gideceğiz,
benim 50 kiloluk çıplak bedenimin kimseye bir şey kazandıracağını sanmıyorum.
Dolayısıyla soyunmak ya da soyunmamak gibi bir düşünce ayrımım yok. Rol neyi
gerektiriyorsa çıkar onu oynarsın, bu kadar basit. Soyunmak bir ayrıcalık ya da
marifet değil, önemli olan karakteri doğru sunmaktır.
YAZMAK: Yazıyorum, yazmayı seviyorum. Uzun süredir üstünde çalıştığım bir
hikaye şu an senaryo haline getiriliyor (senarist sürpriz) ve çok mutluyum,
inşallah yakında seyrettireceğiz. Yazdıkça hayatın düzenine olan hayranlığım bin
kat daha artıyor. Milyarlarca insan, milyarlarca senaryo ve kusursuz düzen. Çok
etkileyici.
Sigara içenler ikinci sınıf insan değil
KADIN: Duygu. Duygusuz olurdu dünya kadın olmasa. Hayatın derinliğini
sever, hüznü sever, fedakárlığı, şefkati sever. Yaşamak, dibine kadar yaşatmak
ister. Tek isteği, söylenmeye utanılan sevginin bir çift gözden akmasıdır gönüle.
Onu da erkek beceremez. Çünkü annesi olan kadın ona "bir tanecik" olduğunu öyle
güçlü vurgulamıştır ki, gerçek sanmaktadır erkek. İki tarafın unuttuğu şey;
insan oldukları ve bu dünyaya anlaşılamamak üzere birbirine dert olarak dünyaya
sürüldükleridir.
NEYSEN O: Çok sevdiğim bir sözün kısaltılmışı
SİGARA: İçiyor olmama rağmen, gönülden desteklediğim bir proje sigara
içilmemesi. Tek bir ricam var. Sigara içmiyor olmak, sağlığın adına yaptığın bir
güzellik. Sigara içene karşı bir üstünlüğün yok yani. Sigara içmeyen insanların,
sigara içenlere karşı aynı anlayışı göstermesi gerek bence. Zamanında biz o
sigaraya özenelim diye neler yaptılar ve unutulmasın en zor bırakılan
bağımlılık. Sırf sigara içiyorum diye ikinci sınıf insan mı oldum, yok ya! O
zaman vergimi de ona göre ödeyeyim.