|
18.yüzyıl batı uygarlığı açısından bir değişim sürecinin başlangıcını
işaret etmektedir. Aydınlanma’yla bağlantılı olarak gelişen tarih ve
doğa ilgisi, Fransız İhtilali sonucunda hızla yaygınlaşan ulus bilinci,
kentleşme sürecinin ve endüstriyel gelişmelerin ilk basamaklarının
alınması gibi etkenler, yeni bir Avrupa’nın doğuşuna kaynak
oluşturmuştur. Toplum yapısında, ekonomik ve siyasi düzende köklü
değişiklikleri gerektiren bu süreçte; bireyin yaşama, dine, doğaya
bakışında farklı bir konum belirlemesi kaçınılmaz olmuştur. Sanatçılar,
içinde bulundukları uygarlığın bu değişen çehresini hassasiyetle
kavramışlar, eserlerinde yansıtmışlar ve değişimin biçimlenmesine
bizzat katılmışlardır.
18.yüzyıl sonu ve 19.yüzyılın başlarında sanat, edebiyat ve düşün
alanlarında karşılığını bulan Romantizm akımı, sanatçıların değişime
verdikleri tepkinin erken sonuçlarından birisidir. Resim sanatında
doğanın yüceltildiği, insanoğlunun doğa karşısındaki konumunun
sorgulandığı manzaralar ağırlıklı bir yere sahip olmuş, sanatçının
birey olarak varlığı ve iç dünyası ön plana çıkmaya başlamıştır.
Fransa’da Delacroix, Gericault; İngiltere’de Turner, Constable ve
Almanya’da Runge, Friedrich gibi sanatçılar romantik resmin en güçlü
temsilcileri olmuşlardır.
Caspar David Friedrich, Kuzey Almanya’da Baltık Denizi kıyısındaki
Greifswald’da dünyaya gelmiş ve hayatının ilk 20 yılını burada
geçirmiştir. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği bu bölgede,
Baltık Denizi’nin, Harz Dağları’nın ve buzların çözülmesi sonucunda
erkek kardeşinin içinde boğulduğu Elbe Nehri’nin görünümleri belleğine
kazınmıştır. Friedrich, 1794 yılında, Baltık’ın doğduğu şehre çok da
uzak olmayan karşı kıyısına, Kopenhag’a giderek buradaki Güzel Sanatlar
Akademisi’ne kayıt olmuştur. Akademi’de 1798’e kadar süren eğitiminin
yanı sıra kendi özel çabasıyla da resmini geliştirmenin yollarını
aramıştır.
Kopenhag’dan sonraki durağı, bu kez denizden oldukça uzaklarda,
Almanya’nın iç kesimlerinde yer alan Dresden şehridir. Burası
18.yüzyılın başlarından itibaren önemli bir kültür ve sanat merkezidir
ve daha sonra, 20.yüzyılın başlarında, öncü sanat akımlarından
dışavurumculuğun doğuşuna tanıklık edecektir. Friedrich, Dresden’de
Alman romantizminin şair, yazar, düşünür ve ressamlarıyla tanışma ve
onlarla arkadaşlık etme fırsatını bulmuştur. Novalis, Kleist, Tieck
gibi yazar ve düşünürler, Runge gibi ressamlarla paylaşılan görüşler,
Friedrich’in romantik ideali benimseyip kavramasında etkili olmuştur.
Onun bu dönemde ilişki içerisinde olduğu isimlerden birisi de,
resimlerinden övgüyle söz eden ünlü yazar Goethe’dir.
Kuzey romantizminin entelektüel çevresiyle kurduğu bağlantı, onun
sanat gelişiminde doğrudan etkili olmuştur. Sanatçı, aynı zamanda
aralarında Dahl, Carus gibi ressamların bulunduğu isimlere hocalık
etmiştir. 1805 yılında Weimar Sanat Derneği’nin bir ödülünü kazanmış
olan Friedrich, 1815- 1824 yılları arasında Peyzaj Resmi Üzerine Dokuz
Mektup adlı kuramsal kitabını hazırlamış ve 1824’de Dresden
Akademisi’nde profesörlüğe getirilmiştir.
Baltık kıyılarına ve doğduğu kente yaptığı birkaç seyahat dışında
hayatını Dresden’de geçiren Friedrich’in resimlerinde, ana tema doğanın
yüceltildiği manzaralardır. Sanatı derin bir doğa bilgisine
dayanmaktadır ve yapmış olduğu çok sayıdaki eskiz, onun doğayla ve
farklı hava koşullarıyla yakından ilgilendiğini ortaya koymaktadır.
Koyu bir hrıstiyan olan sanatçının bu doğa ilgisi, resimlerinde
manzaraya dinsel bir sembolizm yüklemesi sonucunu doğurmuştur. Dinsel
içeriğin doğanın yüceltilmesi yoluyla sunumu, hrıstiyan ikonografisinin
geleneksel kompozisyonlarından oldukça farklı bir yaklaşımı ortaya
koymaktadır. Bu yaklaşım, romantizmin içeriğine uygun bir şekilde,
sanatçının iç dünyasına ve doğaya temellenmektedir. Friedrich’in
başlıca amaçlarından birisi, hrıstiyan sanatını yenilemek olmuştur.
Dağdaki haç, gotik kilise yıkıntıları gibi öğeler manzaralarındaki
dinsel etkiyi biçimlendiren doğrudan unsurlardır. Ancak, onun doğa
görünümlerinde ışık ve renk kullanımıyla mistikleştirilmiş atmosfer
bile dinsel bir etki vermeye yetmektedir.
Onun manzaraları, sadece doğayı yücelterek dinsel bir sembolizm
yaratmayı amaçlamaz, aynı zamanda Turner, Gericault gibi çağdaşlarının
resimlerinde olduğu gibi, insanın doğa karşısındaki konumunu sorgular.
Deniz Kıyısında Keşiş adlı resminde bu durum oldukça belirgindir:
“Keşiş bize doğa güçlerinin ortasındaki insan varlığını ve
önemsizliğini anımsatmak, peyzajın maddi boyutunu göstermek ya da onun
tinsel boyutunu sezdirmek için oradadır.
Buna karşılık, başyapıtlarından birisi olan Umudun Enkazı, konu
olarak doğrudan romantik gelenekle bağlantılıdır: İnsanoğlunun doğa
karşısındaki acizliği. 1823- 1824 yıllarında gerçekleştirdiği resmin
yüzeyini büyük oranda kırılmış bir buz kütlesi kaplamaktadır. Donmuş
okyanus yüzeyinin soğuk mavi, tekdüze ve yekpare sonsuzluğu; kitlesel,
sert, sivri kırılmalardan oluşmuş bu yükselen bütünün karşı çıkışıyla
bozulmaktadır. Bu yönüyle resim, çeşitli metaforları da içermektedir:
Toplum içerisinde romantik sanatçının birey olarak sivrilen varlığı,
birey olmanın keşfi ve zamanın kişiyi yutan tekdüzeliğine sanatçının
tepkisi gibi. Her durumda bu resim, bir karşı çıkışın simgesi olarak
evrensel bir imge olma özelliğini kazanmıştır.
Oysa, resmin asıl konusu son derece somuttur ve yaşanmış bir
olaydan alınmıştır. 1819- 1820 yıllarında William Parry’nin Kuzey
Kutbu’na yaptığı keşif gezisi sırasında batmış olan Umut gemisinin
enkazı tasvir edilmiştir. Gemi, resmin sağ kısmında, buz kitlesinin
hemen dibinde yan yatmıştır ve resim yüzeyinde oldukça küçük bir alan
kaplamaktadır. Yükselen dev buz karşısında, yan yatmış geminin
küçüklüğü ile yaratılan karşıtlık duygusu, romantik resmin doğanın
insana üstünlüğünü temel alan geleneksel temasını destekler
niteliktedir.
Firedrich’in resimlerinde renk ve ışık kullanımının resme kattığı
bütünlük duygusu, bu çalışmada belirgin bir şekilde izlenebilmektedir.
Biçimsel kırılmalar, ışık ve rengin bütünleyici etkisiyle
dengelenmektedir. Sanatçı tek bir rengin çeşitlemesini ve çoğunlukla
alacakaranlık zamanını akla getiren gizemli bir ışığı kullanarak
konunun tanımlanmasına da olanak sağlamaktadır.
Resimlerinde başlıca konu manzara olmakla birlikte, Friedrich
doğanın tarafsız bir tanığı değildir, ona sembolik ve bireysel anlamlar
yüklemektedir. Sanatçı doğa karşısındaki tutumunu şu şekilde
tanımlamıştır: “Ressam yalnızca karşısında gördüklerinin değil fakat
kendi içinde gördüklerini de tuvaline geçirmelidir.”
Friedrich’in resimleri yoğun bir içsellik taşımaktadır, bunlar
adeta kendi iç manzaralarıdır. Eserlerine kaynak olan duyguları son
derece yoğun bir şekilde yaşamaktadır ve bu yoğunluk onun yaklaşık 1810
yılına tarihlenen Otoportre’sinde açıkça belli olmaktadır.
Sanatçının iç dünyasına egemen olan ölüm duygusu resimlerine de
yansımıştır. 1819 tarihli, Karda Mezarlık adlı resminde bu duygu
özellikle belirgindir. Gotik bir kilise yıkıntısının ve kuru ağaç
gövdelerinin arasında uzanan karla kaplı mezarlık görünümü, izleyeni
ölüm duygusunun soğuk ürperişiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
ALINTI _________________
| |
Son Eklenenler |
|
Rastgele Konu |
|
Anketler |
|
|
|
|
|
Neolsunki.Com neler var ? |
| Neolsunki.Com Sitesi:
Programlar, fıkralar, animasyonlar, görüntüler, oyunlar, komedi,
komik resimler, güncel haberler, bilgiler yemek tarifleri, Rüya
tabirleri, aşk sözleri,çeşitli hikayeler, yeni şarkı sözleri, hazır
msn nickleri, süper msn ifadeleri, yeni oyun hileleri ile ilgili
yardım konuları, bilgisayar yazılım donanım ait bilgiler bedava site
anlatımı yapımı nasıl yapıl cağı hakkında bilgileri
sanatçılara ait resimleri hayatları biyografileri
bulunmaktadır.İletişim için lütfen form bilgilerini doldurunuz
irtibat için
tıkla. |
|
|