Kategoriler

#Revir
#Gündem

iklim değişikliği QR Code

Google Bilim > iklim değişikliği

iklim değişikliği

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİ VE TÜRKİYE
Dünyamızı tehdit eden en büyük çevre sorunlarından birisi olarak adlandırılan küresel ısınma ve iklim değişikliği olgusu, en başta fosil yakıt kullanımı, sanayileşme, enerji üretimi ormansızlaşma ve diğer insan etkinlikleri sonucunda ortaya çıkmış, ekonomik büyüme ve nüfus artışı bu süreci daha da hızlandırmıştır.

İnsanlar fert ve toplu olarak daha hareketli ve gelişmiş yaşam tarzlarını artırmayı tercih ettiği sürece, atmosferde ısıyı tutan gazların miktarının artışına neden olmuş ve bu gazların artışıyla birlikte, insanoğlu doğal sera etkisinin ısınma kapasitesini arttırmıştır. Bu durum, şehirleşmenin de katkısıyla, dünyanın yüzey sıcaklıklarının artmasına neden olmuştur.Küresel yüzey sıcaklıklarında 19. yüzyılın sonlarında başlayan ısınma, son yıllarda daha da belirginleşerek, hemen her yıl bir önceki yıla göre daha sıcak olmak üzere, küresel sıcaklık rekorları kırılmış ve ortalama hava sıcaklıkları geçen yüzyılda 0.4 ile 0.8 c° arasında (0.6 ± 0.2 c°) artmıştır.

Küresel iklimdeki gözlenen ısınmanın yanı sıra, en gelişmiş iklim modelleri, küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında 1990-2100 dönemi için 1.4 C° ile 5.8 C° arasında bir artış olacağını öngörmektedir. Küresel sıcaklıklardaki artışlara bağlı olarak da, hidrolojik döngünün değişmesi, enerji temin güvenliği ve su kaynaklarının hacminde ve kalitesinde azalma , kara ve deniz buzullarının erimesi, kar ve buz örtüsünün alansal daralması deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı ekosistemlerinin olumsuz etkilenmesi kuraklık ve sele maruz kalan bölgelerde tarım ve mera bölgelerinde azalma, iklim kuşaklarının yer değiştirmesi ve yüksek sıcaklıklara bağlı salgın hastalıkların ve zararlıların artması gibi dünya ölçeğinde sosyo-ekonomik sektörleri, ekolojik sistemleri ve insan yaşamını doğrudan etkileyecek önemli değişikliklerin olabileceği beklenmektedir.

Diğer taraftan, küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin etkileri yalnız küresel olmadığı gibi, bölgesel ve zamansal farklılıklar da oluşturabilmektedir: Örneğin, dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınlar gibi şiddetli hava olaylarının şiddetlerinde ve sıklıklarında artışlar olurken, bazı bölgelerinde uzun süreli ve şiddetli kuraklıklar ve bunlarla ilişkili çölleşme olayları daha fazla etkili olabilmektedir. bu tip bir iklim değişikliği, öngörülemeyen veya tahmin edilemeyen çevresel, sosyal ve ekonomik sonuçlar oluşturabilir.

Gelişmekte olan ülkeler ve bu ülkelerde yaşayan en yoksul kesimler, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine en çok maruz kalacaklar arasında yer almaktadır. Bu ülkeler, aynı zamanda büyüme ve kalkınma ihtiyaçları için daha fazla enerji hizmetlerine ihtiyaç duymaktadır.Küresel ısınmanın, özellikle yüksek yaz sıcaklıkları, orman yangınları, yağışların ve su kaynaklarının azalması, deniz seviyesi yükselmesi, kuraklık ve çölleşme, zararlıların ve salgın hastalıkların artması gibi öngörülen olumsuz yönlerinden, bazı ülkelerde olduğu gibi Türkiye’nin de etkilenmemesi kaçınılmazdır.

Küresel sorunların çözümü küresel işbirliğini gerektirmektedir. Küresel ısınmanın muhtemel sonuçlarının, giderek çevre alanındaki en temel sorunu oluşturmaya başlaması karşısında, 1992 yılında rio çevre ve kalkınma konferansı’nda kabul edilen ve 50 ülkenin onaylamasını müteakip 21 mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren “iklim değişikliği çerçeve sözleşmesi” teşkil edilmiştir. Sözleşmenin amacı, atmosferde tehlikeli bir boyuta varan insan kaynaklı sera gazı konsantrasyonunun iklim sistemi üzerindeki olumsuz etkisini önlemek ve belli bir düzeyde tutulmasını sağlamaktır.

Bu amaca ulaşmak için gelişmiş ülkeler 2000 yılındaki sera gazı emisyonlarını 1990 yılı seviyesine indirmek ve gelişme yolundaki ülkelere teknolojik ve mali kaynak sağlamakla yükümlüdürler.

Sözleşmenin temel ilkeleri ise; İklim sisteminin eşitlik temelinde, ortak fakat farklı sorumluluk alanına uygun olarak korunması,İklim değişikliğinden etkilenecek olan gelişme yolundaki ülkelerin ihtiyaç ve özel koşullarının dikkate alınması,İklim değişikliğinin önlenmesi için alınacak tedbirlerin etkin ve en az maliyetle yapılması,Sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi ve alınacak politika ve önlemlerin ulusal kalkınma programlarına entegre edilmesi,Alınan karşı önlemlerin keyfi, haksız, ayırımcı veya uluslararası ticarete gizli bir kısıtlama oluşturmayacak nitelikte olması,

Sözleşme iki ek liste içermektedir. Teknoloji transferi ve mali yükümlülükleri yerine getirecek ülkeleri içeren Ek-II listesi, 1992 yılında OECD’ye üye olan ülkeler ile AB’den oluşmaktadır. Bunlar; Almanya, Fransa, İsviçre, Norveç, Avustralya, Hollanda, İtalya, Portekiz, Avusturya, İngiltere, İzlanda, Türkiye, Belçika, İrlanda, Japonya, Yeni Zelanda, Danimarka, İspanya, Kanada ve Yunanistan. Ek-I listesi ise Ek-II listelerine ilave olarak Pazar Ekonomisine Geçiş Sürecindeki Ülkelerden (Rusya Federasyonu, Hırvatistan, Slovakya, Litvanya, Ukrayna, Macaristan, Letonya, Polonya, Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Belarus, Çek Cumhuriyeti, Estonya) oluşmaktadır. Sözleşmede, ekonomileri geçiş sürecinde olan bu ülkelere sera gazı emisyonlarında farklı baz yıl seçme ayrıcalığı tanınmıştır.

Türkiye, OECD üyesi olması sebebiyle başlangıçta sözleşmenin Ek-I ve Ek-II listesinde, gelişmiş ülkeler arasında değerlendirilirken; bu duruma kendi gelişmişlik düzeyini koşul olarak göstererek itiraz etmiştir. Çünkü, Türkiye gelişmekte olan bir ülkedir. Gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında Türkiye enerji üretimi ve tüketimi bakımından diğer OECD ülkelerinin gerisindedir; ayrıca sosyo-ekonomik kalkınma düzeyi diğer Ek-II ülkelerinden daha düşüktür. Bu nedenle sözleşmeden doğan yükümlülükleri yerine getirirken bu hususların da gözönünde bulundurulması gerekir.

Bu gerekçelerle Türkiye, sözleşmede ifade edilen “ortak fakat farklı sorumluluk” yaklaşımına dayanarak, kendisine daha uygun bir konumun sağlanması çerçevesinde eklerden çıkma yönünde çalışmalarını 1995 yılında Berlin’de yapılan ilk Taraflar Konferansından itibaren aralıksız sürdürmüş ver2001 yılında Marakeşte gerçekleştirilen 7.taraflar konferansında, Sözleşmenin Ek-II listesinde çıkarılmış ve taraflar Türkiye’nin Ek-I listesinde yer alan diğer taraflardan farklı bir konumda bulunmasını sağlayacak özgün koşullarını dikkate almaya davet edilmiştir. Gelinen bu durumdan sonra, Türkiye, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında ve sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, bir yandan kalkınma hedeflerini gerçekleştirirken, diğer yandan iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik olarak yürütülen bu küresel ortak eylemde yerini almak için sözleşmeye 24 mayıs 2004 tarihi itibariyle 189 taraf olarak katılmıştır. Bu katılımla, çevre yönetimi ve sürdürülebilir kalkınma politikalarının diğer sektörel kalkınma uygulamalarına entegrasyonunu güçlendirecek bir imkan sağlayacaktır.

Ayrıca, hem küresel çevrenin korunması alanındaki uluslar arası çabalara etkin bir şekilde katılmasına imkan tanıyacak hem de Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde halen yürütülmekte olan çalışmalara çok ciddi bir katkı sağlayacaktır.

Bakanlığımız, Sözleşmeye taraf olmadan önce sözleşme çerçevesinde bazı çalışmalar yapmıştır:COP3 (KYOTO): “Türkiye ve Sera Gazı Emisyonları” isimli döküman (FCCC/CP/
1997/ MISC.3) yayınlandı,COP 4 (BUENOS-AİRES-1998): “İklim Değişikliği Ulusal Raporu” dağıtıldı,COP 6 (LAHEY-2000): “Türkiye’de Enerji Gelişiminin Temel Durum Analizi ve CO2 Emisyonları” isimli sunuş yapıldı,Kamuoyunu bilinçlendirmek amacıyla 1999 yılında Ankara’da, 2000 yılında ise İstanbul’da seminer düzenlendi,
DPT tarafından 8.Beş Yıllık kalkınma Planı çerçevesinde hazırlanan İklim Değişikliği Özel İhtisas Komisyon Raporu (2000). Bu raporun önemli tarafı, ülkenin makro düzeyde beş yıllık kalkınma programı oluşturulurken sektörel kalkınma politikalarına çevre boyutununda dikkate alınmasının bir göstergesidir.

2001 yılında Başbakanlık Genelgesi ile İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu (İDKK) oluşturuldu, Kurul gelinen son gelişmeler de dikkate alınarak yeniden düzenlenerek Başbakanlık Genelgesi olarak Şubat 2004 tarihinde yeniden yayımlandı. Bu kurul, Bakanımızın başkanlığında, iklim değişikliği konusunda ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının müsteşarlarından oluşmaktadır.Türkiye’nin Ulusal Bildirimini hazırlaması ve yol haritasının belirlenmesi amacıyla 8 adet çalışma grupları oluşturuldu ve grup koordinatörleri belirlendi ve gruplar çalışmalarına başladı Çalışma grupları

1-İklim Değişikliğinin Etkilerinin Araştırılması,
2-Sera Gazları Emisyon Envanteri,
3-Sanayi, Konut, Atık Yönetimi ve Hizmet Sektörlerinde Sera Gazı Azaltımı,
4-Enerji Sektöründe Sera Gazı Azaltımı,
5-Ulaştırma Sektöründe Sera Gazı Azaltımı,
6-Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık,
7-Politika ve Strateji Belirleme
8-Eğitim ve Kamuoyunu Bilinçlendirme

Koordinasyon kurulunda yer alan kurum ve kuruluşların en yüksek temsilcileri ile toplantılar yapıldı.Türkiye’nin Marakaşte alınan alınan karar çerçevesinde özel şartlarını belirlerken aşağıdaki verilerin ve karşılaştırmaların gözönünde bulundurulmasında fayda görülmektedir. Türkiye’nin küresel ısınmaya sebep olan karbondioksit ( CO2 ) emisyonu üretme bakımından kişi başına düşen sorumluluğu diğer OECD ve Avrupa Birliği ülkelerine göre daha azdır.

Türkiye’nin iklim değişikliği ile ilgili seçilmiş göstergelerine bakıldığında;
Göstergeler Türkiye OECD Dünya
Kişi başı enerji temini(Toe/kişi-yıl) 1,2 4,74 1,68
Kişi başı elektrik tüketimi 1,817 8,089 2,343
Yakıt tüketiminden kaynaklı toplam CO2
Emisyonları (Mt CO2/yıl 204 12,450 23,395
Yakıt tüketiminden kaynaklı kişi başı CO2 emisyonları (Mt CO2/kişi-yıl 3,0 11,1 3,9

1-Türkiye’nin sanayileşmesini sürdüren gelişmekte olan bir ülke olması ve nüfusun hızlı artışı nedeniyle, elektrik enerjisi talebi de önemli ölçüde artmaktadır. Buna koşut olarak, 1990’da 16.317,6 megawatt (MW) olan kurulu güç, ek elektrik üretim tesislerinin kurulmasıyla, % 67 artarak 2000’de 27.264,1 MW’a ulaşmıştır. Bununla uyumlu olarak, 1990’da 57.543 gigawatt-saat (GW-sa) olan elektrik enerjisi üretimi, % 117’lik artışla 2000’de 124.921,6 GW-sa olmuştur.
2-Türkiye’de enerji tüketimi geçtiğimiz yıllarda sürekli artarak 2000 yılında yaklaşık 82,2 milyon ton petrol eşdeğerine (Mtoe) ulaşmıştır. Bu miktarın artışını sürdürerek, 2005’te 115,2 Mtoe’ye ve 2010’da da 153,9 Mtoe’ye ulaşması tahmin edilmektedir. Sektörlere göre toplam nihai enerji tüketimi(2001) bakıldığında sanayi %39, konut %33, ulaşım %20, tarım %5 ve enerji dışı %3’tür.
3-Türkiye’de elektrik enerjisi talebi, ağırlıklı olarak termik ve hidrolik kaynaklardan karşılanmaktadır. Jeotermal ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının payı ise henüz hayli düşüktür.

Termik üretimde, enerji kaynakları arasında linyit önemli bir yer tutmaktadır.

4-Türkiye 2001 yılı itibariyle; dünya nüfusunda %1.10, ekonomisinde %0.68, enerji tüketiminde %0.86 paya sahip bulunmaktadır. Türkiye’de de kişi başına enerji tüketimi diğer gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında düşüktür ve buna bağlı olarak Türkiye’nin kişi başına yılda 0.8 ton olan karbon eşdeğeri karbondioksit emisyonu düzeyi dünya ve OECD ortalamalarının altındadır. Dolayısıyla, kişi başına az üretebiliyor ve az enerji tüketiyor konumdadır.

5-Gelişmenin sonucu olarak enerjiden kaynaklanan CO2 emisyonu artmaktadır. !990 yılında 126 milyon ton olan CO2 emisyonu 1995 yılında 151, 2000 yılında 209, 2005 yılında 294 ve 2010 yılında ise 403 milyon ton olacağı tahmin edilmeketdir. Tüketim ve projeksiyon değerleri için yakıt tüketiminden kaynaklanan sera gazı salımlarının sektörel dağılımı karşılaştırıldığında, bazı sektörlerin payı artarken, bazılarının payında belirgin bir azalış görülmektedir.

6-Türkiye kalabalık nüfusuna rağmen ekonomisinin küçük olması nedeni ile, karbondioksit emisyonları açısından, hem toplam, hem de kişi başına yıllık değerlerleriyle, OECD ülkeleri arasında arka sıralarda yer almaktadır Türkiye'nin kişi başına elektrik tüketimi de aynı şekilde, OECD ülkeleri arasında sonuncu gelmektedir. Türkiye’de enerji üretim ve tüketimi hızlı bir artış göstermekle birlikte, henüz yeterli düzeye ulaşılamamıştır. Ayrıca, kişi başına toplam birincil enerji arzı açısından, 1,07 TEP/kişi olan Türkiye değerinin dünya ve OECD değerlerinin altında olduğu görülmektedir. Elektrik enerjisi tüketimi dikkate alındığında bu fark daha da açılmaktadır. Kişi başına elektrik enerjisi tüketimi dünya ortalaması 2.280 kilowatt-saat (kW-sa) ve OECD ortalaması 7.841 kW-sa iken, bu değer Türkiye’de 1.473 kW-sa’d›r.

7-Türkiye, 1999 yılına ilişkin temel CO2 göstergeleri açısından, dünya ülkeleri arasında, toplam CO2 salımında 23., kişi başına CO2 salımı açısından 72., CO2 salımının gayri safi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranında 54. ve CO2 salımının satın alma gücü paritesine göre hesaplanmış GSYİH’ye oranında ise 46. sırada yer almaktadır.

8-Karşılaştırma açısından başka bir örnek olarak karayolu taşımacılığına bakıldığında OECD ve ülkeleri arasında en düşük rakama sahiptir.

9-Bu karşılaştırmalardan, Türkiye’nin, toplam CO2 salım miktarı dışında kalan göstergelerde alt sıralarda yer aldığı, bu nedenle gelişmiş ülkelerle birlikte değerlendirilmesinin hakkaniyete ve İDÇS’nin "ortak ama farklı sorumluluklar" ilkesine uymadığı görülmektedir.

Buna rağmen Türkiye, küresel çabalara katkı sağlama arzusunu sürdürmekte ve sözleşme kapsamında üstlendiği sorumlulukları özel şartlarını da gözeterek yerine getirme çabası içindedir. Bu çerçevede Türkiye’nin bazı alanlardaki güçlü ve zayıf yanları ile fırsatlarına bakılmasında fayda görülmektedir. Güçlü yanları;Hidrolik kaynaklarının zenginliği,Temiz ve yenilenebilir enerji ile enerji tasarruf potansiyelinin yüksekliği

Enerji sektörü piyasasının liberalleşmesi Enerji kaynaklarının çeşitliliğiEnerji tasarruf potansiyelinin yüksekligi,Yeni enerji teknolojilerinde yararlanılabilecek stratejik kaynakların varlıgı
eşil alana dönüştürülebilecek arazi potansiyeli Elektro-mekanik sanayinin potansiyeliGenç ve dinamik nüfus Türkiye’nin modernleşme ve gelişme yönündeki kararlılığıYetişmiş insan gücü Girişimci sanayi yapısıYabancı yatırım potansiyeli

Ancak, bu güçlü yanlarının yanısıra bazı zayıf yanları bulunmaktadır.Finansman yetersizliği (yerli sermayenin ve yabancı sermaye girişinin azlığı)
Ar-Ge çalışmalarıyla ilgili kaynak ve teşviklerin yetersizliği, Kamuoyu bilincinin ve örgütlenmenin eksikliği Teknolojik ve Bilimsel alt yapı yetersizliği ,
Petrol ve doğal gaz rezervlerinin azlığı Enerji kullanım veriminin düşüklüğü, Türkiye, ekonomik üretim açısından, enerjiyi ve elektriği verimli kullanamamaktadır.Ancak ekonomik üretimini temiz yapamamakta ve birim GSMH başına fazla kirletici yaymaktadır.

Ancak, zayıf yanlarına rağmen bu güçlü yanlarını değerlendirebilecek fırsatları bulunmaktadır:Yenilenebilir enerji teknolojilerine girme ve öncü olma imkanı ,Jeopolitik konum (fosil kaynaklara, büyüyen pazarlara yakınlık, enerji köprüsü olma imkanı) Enerji alanında yeni teknolojilerin belirmesiTeknoloji transferinde seçenek çokluğu, denenmiş ve olgunlaşmış teknolojilerı tercih imkanı Teknolojik birikim ve sanayi potansiyeli Avrupa Birligi genişleme sürecinde yer almak

Yukarıda belirtilen hususlar gözönünde bulundurulduğunda genel olarak şu değerlendirme yapılabilir:
Türkiye tüm bu gerçekler ışığında, uluslararası anlaşmalara uymakla birlikte her şeyden önce ekonomik büyümesini sektörel kalkınma politikalarında çevre boyutunun gözetildiği sürdürülebilir kalkınma anlayışı çerçevesinde gerçekleştirmek zorundadır. Gereksinim duyduğu enerjiyi, güvenli, güvenilir, ekonomik, verimli ve çevreye duyarlı teknolojilerle üreten, ileten, depolayan ve kullanan konumda olması gerekir.

Bunun için de başta yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere kendi öz kaynaklarını kullanmak durumundadır. Türkiye'nin daha temiz üretebilmek için de aynı şekilde, ekonomisini büyütüp kişi başına gelirini artırması gerekmektedir. İklim değişikliği çerçevesinde yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve hedeflere ulaşılması için gelişmiş ülkelerin teknoloji ve sermaye birikiminde yararlanılması gerekir. Bu kapsamda Bakanlığımız kısa, orta ve uzun vadeli iklim politikalarını yapılandırma ve stratejilerini belirleme ve ilk ulusal bildirimini hazırlama gayreti içindedir.

İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” çerçevesinde yükümlülüklerin yerine getirilmesinde küresel, bölgesel ve ülkeler arası ikili işbirliğinin önemi büyüktür. Bu çerçevede, UNDP’nin de proje bazında vermiş olduğu destek ile ulusal bildirimin hazırlanması çalışmaları yürütülmektedir. Ulusal bildirim, Bakanlığımız ile birlikte ilgili diğer kurum ve kuruluşların yapacağı çalışmalara ve Türkiye için bir yol haritasının belirlenmesinde önemli katkı sağlayacaktır.

KAYNAKLAR:
1-BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi,
2-İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu Genelgesi, Şubat 2004
3-Enerji ve Doğal Kaynaklar Paneli Raporu, TÜBİTAK, Ankara, 2003
4-Türkiye Ulusal Raporu-2002, Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi Johannesburg, Çevre Bakanlığı, UNDP, 2002,
5-Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, Hava Yönetimi Dairesi Başkanlığı,
6-Zeynel KÖKÇAM, Meteoroloji Mühendisi, Türkiye’nin UNFCCC’ye Bakışı, Çevre ve Orman Bakanlığı,

  • Gribe iyi gelen yiyecekler Kış geliyor bu besinleri daha önceden tüketirsek grip olma ihtimalimiz düşer. Ama sok...
  • Eklemler Kaslar Eklemler ve kaslar vücudumuzda en önemli unsurlardan birisidir. İnsan hayatı ve tüm y...
  • alerji Vücudun, bazı madde veya hava şartlarından etkilenmesi yahut psikolojik etkenler son...
  • Sağlıklı Beslenme Nedir Sağlıklı beslenmek için sizlere tüketmeniz ve tüketmemeniz gereken tüm besin öğleleri...
  • Beyaz Dişler İçin Bitkisel Çözüm Beyaz dişlere sahip olmak gerçekten artık zor değil. Beyazlatma kullanmak yada dişler...
  • Ergenlik Sivilceleri Tedavisi Her genç arkadaşımızın yaşadığı bu problem tedavi falan değil arkadaşlar kendiniz de ...

Benzer Yazılar

Yorum Yaz!





Kufur, hakaret iceren yorumlar onaylanmayacaktir..
Ziyaretcilerimizin IP Numaralari Gerektiginde Yasal islemler icin Kayit Altinda Tutulmaktadir.

isra

çok bilgi


Facebook Twitter Google+