|
Atatürk’ü Bilim adamı olarak düşünmek ne denli yanlışsa, O yüce insanı bilim
dışlılıkla suçlamak (Hitler, Musolini vs.) o denli korkunçtur. Atatürk’ün tüm
yaptıkları, düşünce yapısı, bilme, toplumsal güce, akla dayanıyordu.
İsterseniz Onu kendi özdeyişiyle değerlendirmeye başlayalım:
“ Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir.” sözü bile Onunla - bilim arasındaki
işteşliğin, fikirlerin ne denli bilimsel verilerle örtüştüğünün bir kanıtı olsa
gerek.
Bilimin kısaca bir tanımı ile konuyu genişletmeye çalışalım: “ Bilim ve
teknolojinin ilerlemesi ile birlikte uygarlığın gelişebilmesi için; insanoğlunun
kendi aklını kullanabilmesi, düşünme ve yorumlama yeteneğinin geliştirilmesi,
Dogmaların tutuculuğundan kurtulmasıdır. Bilim doğal ve toplumsal olayları
araştırır.
Atatürk’e göre bilim; öncelikle, özgün bir kültür yaratmanın etkin bir aracıdır.
Bu nedenle O bilimi, toplumun gelişmesini engelleyen bozuklukların giderilmesi
ve ulusal bir kimlik yaratılması için etken bir araç olarak görmüş ve
kullanılmıştır.
Yaptıklarının hiçbiri, âfâkî - duygusallık taşımaz. O nedenle tarihsel
yaşıtları, tarihin karanlıkları içerisinde yitip gitmiştir. Atatürk’se ilmin
sonsuz ışıtıcılığı güvencesinde bugüne dek yaşamış ve yaşayacaktır da.
Bakınız, 156 ülkenin oy birliği ile aldığı karar da (ki 1981 yılı Onesco’nun
Atatürk’ün doğumunun 100. yılı nedeniyle)
“ Uluslar arası anlayış ve barış yolunda çaba harcamış Üstün Bir Kişi;
olağanüstü bir Devrimci; sömürü ve emperyalizme karşı savaşan İlk Lider; insan
haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü; insanlar arasında renk, dil, ırk
ayrımı gözetmeyen eşsiz Devlet Adamı... nitelemeleri ile dünyaya takdim edilmesi
sanırız ki, yüce ATA’nın ne denli bilimsel bir bakış akışı ile olayları
gözlemleyip, çareler üretmesinin en yanılmaz bir kanıtı olsa gerek bu belge...
Aslında yüce Atatürk’ün neyi başardığını, bilimsel bir yöntemle nasıl bunların
üstesinden geldiğini anlayabilmek için; Osmanlı’nın, Duraklama, Gerileme
devirlerinin iyi analiz edilmesi gerekir, diye düşünüyorum. Avrupa’da Rönesans
-reform ve Fransız İhtilâli gerçekleşirken, Osmanlı’da bilim çökmüş, yok
gibidir.
İstanbul Rasathanesi 1580’de dinsel taassubun etkisi ile yıktırılıyor. 1774
Lavoisier, havanın oksijen- hidrojen- azottan olduğunu saptamış. Osmanlı hâlâ
doğanın, su- toprak-ateşten olduğunu savunuyor. Matbaa akıl bilme aykırı
yorumlarla 330 yıl sonra Osmanlı’ya ulaşabiliyor. Vezir-i Azam Damat Ali Paşa
savaşlara gitme- gitmeme durum değerlendirmelerini müneccimleri ile yapıyor.
Daha onlarca sıralayabileceğimiz nedenler Osmanlı’da bilimin tükenmişliğinin
tarihi kanıtlarıdır.
Oysa, Kemalist devrimler; akıl ve bilime dayanmaktadır.
1- Eskimiş kurumları yıkmak, çağın gereklerine göre yeni kurumlar oluşturmak.
2- Değişim ve yeniliklere sürekli olarak açık kalmak- kalıplaşmamak. Onun için
Atatürk devrimleri durağan değildir.
“ Çağdaş uygarlık seviyesinin üstünü” işaretlemesi, gençlere “ Beni takip
edeceksiniz. Yorulsanız da beni takip edeceksiniz, ilerleyeceksiniz.” demesi
Ata’nın gençliğe bilimsel ışık göstermesi devamlı Aydınlık saçması,
bilimsellikten başka ne olabilir ki...? Eğer hala kurduğu, lâik- Demokratik
Cumhuriyet ayakta ise; Durmadan değişen dünya, toplumsal düzenin, sürekli olarak
ileri bilimsel çözüm önerilerinin yaşama geçirilmiş olmasıdır diye düşünüyorum.
Eserlerinin sonsuza dek yaşamasını sağlayacak, insan ve kurumları oluşturmak da
ATA’nın bilimselliğinin canlı kanıtlarıdır.
Örneğin: Dil, Tarih Kurumu, Üniversiteler yasası ( o zaman için ), ekonomik
alanda İzmir Ekonomik Kurultay’ını toplamak daha birçoklarını saymak olası
elbet. Ata’nın bilime değer vermesinin en çarpıcı bir örneği de: Nazi zülmünden
kaçan 142 bilim adamı ABD gibi zengin, olanaklı bir devletin onlara kucak
açmışken; orayı değil, o zamanın Türkiye’sini yeğlemeleri, Atatürk’ün bilime
değer vermesinin, Atatürk’ün yoksul Türkiye’sinin bilimsel bir tabana
oturtulmuşluğunun tarihi bir kanıtı olsa gerek. Bir bilim adamı: “ Yaşam ve
gereksinimler sonsuzdur. Oysa değişmez oldukları için dinsel kurallar bir
noktada son bulur ve kendini yeniler” diyor. Yüce Atatürk bunun için gençlere
şöyle sesleniyordu.: “ Çocuklar gözünüz ufuklara kadar görürü görüyoruz. Onun da
ötesini görmeye çalışacağız.” Türk ulusundan da istekleri şunlardı: “ Gençler ve
her yurttaş, akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım
olurlar.
... Zamanın gereklerine göre; bilim teknik ve her türlü uygarlık buluşlardan
azami derecede yararlanmak zorundadır.
Ölümünden 63 yıl geçmesine karşın, 21. yy. da hâlâ Atatürk beyinlerde ve
yüreklerde... Çünkü Kemal ATATÜRK: bilimi ve aklı yol gösterici olarak kabul
ederek, ufkun ötelerini görmüş, göstermiştir...
Ne mutlu O’nun gösterdiği ışıklı yoldan yürüyen aydınlık kuşaklara...!
| |
Son Eklenenler |
|
Rastgele Konu |
|
Anketler |
|
|
|
|
|
Neolsunki.Com neler var ? |
| Neolsunki.Com Sitesi:
Programlar, fıkralar, animasyonlar, görüntüler, oyunlar, komedi,
komik resimler, güncel haberler, bilgiler yemek tarifleri, Rüya
tabirleri, aşk sözleri,çeşitli hikayeler, yeni şarkı sözleri, hazır
msn nickleri, süper msn ifadeleri, yeni oyun hileleri ile ilgili
yardım konuları, bilgisayar yazılım donanım ait bilgiler bedava site
anlatımı yapımı nasıl yapıl cağı hakkında bilgileri
sanatçılara ait resimleri hayatları biyografileri
bulunmaktadır.İletişim için lütfen form bilgilerini doldurunuz
irtibat için
tıkla. |
|
|