Kategoriler
Burç Yorumları

Karışık Bilgiler

Gazeteler


POSTA

HURRİYET

SABAH

GÜNEŞ

FANATİK

AKŞAM

HABERTÜRK

MİLLİYET

FOTOMAÇ

RADİKAL

STAR

ZAMAN

Diğer Gazeteler



Sonsuz Bir Tuvalden

ŞİİRLER
1.
sonsuz bir tuval mi dünya ömrümüze
aşk mı anılar kadar uzaktan
unuttum sesimi yüzümü unuttum
kilitlenmiş kapılarında günlerin

sizin sustuğunuz yerdeyim
içimde yıllardan süzülen tuz tadı
anılara yeni yüzler katılıyor
anılara yeni sesler acı kipinde
her geceye bir ömür sığıyor şimdi

2.
bu akşam bütün türküleri al yanına
tuz tadını al güze yaslanan günlerin
uzundur gece kulak ver suların sesine
yanına son sözlerini al bu akşam
öyle kal uzanıp dağların ufkuna
acıya sığmayan bir ses olsun adın

ömrünü çizen yolculukları düşün
geçip yıkılmış köprülerinden yaşamın
kaç kentin kapısından süzülmüştün yağmurla
anımsa bir kıyı gecesi eski yüzünü
öyle kal dokunup bir selamın sıcaklığına
yalnızlıklara sığmayan bir ses olsun adın

sessizliği dostun gibi al yanına
unutma kayan bir yıldız olduğunu
solgun fotoğraflara dalıp öyle kal
gecede kalsın anlatamadığın

3.
özlemezdim seni böyle
benzemesen hüznüme
giderdim aşkın ince yüzüne gömüp sözlerimi
binbir ses ve ışıktan geçerdi zaman
namludan mermi geçerdi yüreğimden sen
tükenirdi sarışınlığım bir dağ yamacında

uzaklarda bir güz olurdum biliyorsun
yüzümde ırmakların gölgesi
koşardım söylencelerin içinde
imgelerini yitirmiş bir ozan olmasam
özlemezdim seni böyle

4.
ey ömrümüze bir sızı gibi yayılan
gidenlerin boşluğunda çırpınan kentler
yazlık sinemalardan taşar çocukluğum
konuşsam kim ses verir
kimin özlemi büyür şiirimizde
dağların söylencesine düşmüşse zaman

5.
ağrıdıkça kirpiklerimde bu uykusuzluk
sığınıyorum yüreğime / ölür müyüm
içimde kırılmış dal kanayan su
unuturum nasıl öpülürdü taşralı kızlar
akasyalardan yağmur topladığımız sabahlar

dışarıda kar / en eski şarkısı doğu nun
yağıyor kuşların çocukların imgesini
barut kokan göğsümden dağılıyor şiirler
mektuplar yazıyorum unutarak konuşmayı
kaçak tütünlerin yoksul hüznüne sığınıp
yağmura dönüyorum yüzümü
aklımda sönmeyen son deniz feneri

ağrıdıkça kirpiklerimde bu uykusuzluk
sığınıyorum yüreğime/ gider miyim
yaşamın tuvaline işlendikçe acılar
ellerimde sızlayan el izleriyle
koşarım tarihin içinden
kentlere

6.
bütün sözlerimi dağlara gömdüm
yüreğimden akarken ayışığı
koştum çığlıklara basmadan
incitmeden ırmakları ve kuşları
rengini yitirmiş bir tuvaldi dünya
karanlığa karışmış erguvandı zaman

7.
kentindeyim senin
iç içe aynalar kentinde
sesime sığmayan şiirlerden sızıyor
özlemim
kentin son ışığında büyüyen kederden
yanımda çıplak ayaklı yaz geceleri
yüreğimi dağlara sürdüğüm
o hiç kapanmayan kapılara
bir dağ çiçeği getiremedim sana

sana bir dağ çiçeği
incecik boynunda ıssızlığın ürperdiği
sana bir avuç su bir tutam kar
benimle kanayan sular
benimle kırılmış dallar var yorgunluğumda
o bitmemiş sonsuzluğu getiremedim

karlı bir güne çizdim kentini
akşamı seçtim senin için
ırmakları kattım sesime
düşlerimi getiremedim

artık unutmak eklenmişse ömrüme
bir deniz yoksa yüzümün kıyısında
toprak kokuyorsa belleğim
ırmaklar ve kuşlarsa zaman
neresindeyiz uzaklara düşmüş güzün
doğulu bir ilkyaz getiremedim sana

8.
konuşalım biraz
ayışığından damıtalım sözlerimizi
bir annenin yüreğini koyalım aramıza
sevdiğimiz kentlerden sözedelim
ki uçurum olan yüzler gezinir
durup baksak alanlarına

bir saklı selamla geldim bozkırına
geceye savrulmuş ıslık kadar uçarıyım
alıp ellerimi gizlemiş bir büyük orman
dağların tuvaline düşmüş yüzüm
ağır ağır azalıyorum sustukça

konuşalım biraz
bir şeyler anlatmalıyım sana
Facebook Twitter Google+